I. Mescitler Allah’a Aittir
Ayette geçen “mesâcid”
kelimesi “mescid” veya “mesced” kelimesinin çoğuludur. “S-c-d” kökünden
türeyen “mescid” ibadet edilen mekân demektir, kural dışı olarak “esire”
olmuştur. “Mesced” kelimesi ise “secde” veya “secde etme yeri” veya “secde
uzvu” anlamında bir isimdir. Kelime her üç anlamı ile kulluğun zirvesini
dile getirmekte, secdenin, secde mekânlarının ve secde uzuvlarının Allah’a
ait olduğunu ifade etmektedir.
- “Mescitler” kelimesini
“secdeler” anlamına aldığımız zaman “mescitler Allah’ındır” cümlesi secdeler
sadece Allah’a aittir, sadece O’na yapılır anlamına gelir. Allah’tan başka
her hangi bir varlığa secde etmek şirk yani Allah’a ortak koşmaktır. İnsanın
yaratılış gayesi olan “kulluk” görevinin zirvesi “namaz”, namazın zirvesi de
“secde”dir.
“Mescitler” kelimesini
“secde edilen yerler” anlamına aldığımız zaman “mescitler Allah’ındır”
cümlesi; yeryüzünü Allah yaratmıştır, dolayısıyla hem ibadet için yapılmış
özel mekânlarda/camilerde hem de yeryüzünün tamamında Allah’tan başkasına
secde etmeyin, kullukta bulunmayın demek olur.
Peygamberimiz, “Nerede namaz vakti olursa orada namaz kıl, orası mescittir.”
(Müslim, Mesacid, 1); “Yeryüzü benim için temiz ve mescit kılındı. Bu
itibarla bir insan nerede namaz vakti olursa orada namazı kılar.” (Müslim,
Mesacid, 3) buyurmuştur. Mescitlerin Allah’a ait olduğunun bildirilmesi
sadece Allah’a ibadet edilmesi gerektiğini ve bu mekânların değerini ifade
eder.
“Mescitler” kelimesini
“secde uzuvları” anlamına aldığımız zaman “mescitler Allah’ındır” cümlesi;
secde uzuvlarını Allah yaratmıştır, bu uzuvlar, Allah’ın rızasına uygun
kullanılmalı, secde uzuvları ile sadece Allah’a secde edilmelidir anlamına
gelir. Secde uzuvları “Yedi uzuv üzerine secde ile emrolundum.” (Müslim,
Salât, 230) hadisinde açıklandığı üzere alın-burun, iki el, iki diz ve iki
ayaktır. Secdede yere temas eden uzuvlar bunlardır.
Allah’ın verdiği bu organlarla O’ndan başkasına secde edilmemesi emredilmiş
olmaktadır. (bk. Yazır, IX, 5408)
Ayet bize namaz
ibadetini, özellikle namazın zirvesi olan secdeyi, secde yapılan mekânların
ve Allah’a kulluğun önemini ve kulluğun Allah için yapılması gerektiğini
ifade etmektedir.
Mescitler/camiler;
Müslümanın hayatında vazgeçilmez mekânlardır, okunan hutbe ve yapılan
vaazlarıyla bir mekteptir, kılınan namazları ve yapılan dualarıyla bir
mabettir. Müslüman, bayram ve cuma namazlarını zorunlu olarak, günlük
namazlarını ise mümkün olduğu kadar camilerde kılar. Çünkü namazları
camilerde cemaatle kılmak, imanın alâmeti, İslâm’ın şiarıdır.
“Kişinin cemaat ile
kıldığı namazı evinde veya çarşıda kıldığı namazdan 25 derece daha
faziletlidir. Bu fazilet şu şekilde gerçekleşir: Biriniz güzelce abdest
alır, sırf namaz kılmak için camiye gelirse camiye varıncaya kadar attığı
her adım için bir sevap verilir ve bir günahı silinir. Camiye girdiği zaman
namaz için beklediği sürece namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Melekler bu
kimseye dua edeler. Kimseye eziyet etmediği ve abdestli olduğu sürece;
‘Allah’ım! Bu kulunu bağışla, ona merhamet et ve tövbesini kabul et’
derler.” (Ebû Dâvûd, Salât, 49, I, 378; Müslim, Mesâcid, 282, I, 462)
Cemaat olmak, insan
kalabalığı değil bir bilinç ve irade eylemidir, Peygamberimizin belirlediği
kurallara uymayı ve belirli bir disiplini gerektirir. Ülkemiz camilerinde
saf düzeni, temizlik, ezanı dinleme, vaaz ve namazların kılınması ile ilgili
bazı hatalar işlenmektedir. Bunlardan bazılarını şöyle dile getirebiliriz:
1. Saf düzeni:
Peygamberimiz (s.a.s.), saf düzenini en önde erkekler, onun
arkasına ergenlik çağına gelmeyen erkek çocukları, onların arkasına da
kadınlar olacak şekilde düzenlemiştir. (Müslim, Salât, 132) İmama uyacak
kişi sadece bir erkek ise imamın sağına durur. Soluna ve arkasına durmak
sünnete aykırı olduğu için mekruhtur. İmama uyanlar birden çok iseler imamın
arkasına dururlar. Ön saf dolunca ikinci saf oluşturulur. Ön safta yer
varken ikinci safa durulmaz. Ön safta namaz kılmanın sevabını peygamberimiz
şöyle açıklamıştır:
“İnsanlar ezan okumanın
ve ilk safta yer almanın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kur’a
çekmekten başka yol bulamazlardı.” (Müslim, Salât, 129; Buhârî, Ezan, 9, 32)
Caminin önlerinde yer
varken arka taraflarda saf tutmak mekruhtur. Bazı camilerde imamın arkasında
bir iki saf tutuluyor, müezzin ve birkaç kişi de müezzin mahfilinde saf
tutuyor. Bu, kesinlikle sünnete ve cami adabına aykırıdır. Saflar sağ omuz
ve ayak hizasına göre ayarlanmalı ve düzgün tutulmalıdır. (Ebû Dâvûd, Salât,
94) Peygamberimiz (s.a.s.); “Saflarınızı düzgün tutunuz, çünkü safların
düzgün olması namazın kemalindendir.” (Ebû Dâvud, Salât, 94) sözleriyle saf
düzeni konusunda cemaati uyarmıştır. Bu itibarla Müslüman, camiye sağ ayağı
ile besmele ve dua ile girer, caminin arka taraflarına değil boşsa ön safa,
ön saf dolu ise boş olan safa oturur, ön safa geçmek için insanların
üzerinden atlamaz, camide özel bir yer edinmez. (İbn Mâce, Salât, 200)
2. Vaaz ve ezan:
Camilerde vaaz, camilerin eğitim ve öğretim mekânı olmasını sağlayan çok
önemli bir faaliyet ve peygamberimizin sünnetidir. Ezan ise imana, tevhide,
namaza ve manevî kurtuluşa çağrıdır, sünnet-i hüda ve İslâm’ın şiarıdır.
Dolayısıyla vaaza da ezana da saygı gösterilmesi ve her ikisini sükûnetle
dinlemek gerekir.
Ezana saygı; ezanın meşru oluşunu, içerdiği anlamı ve dindeki yeri ve
önemini kabul etmek, okunan ezana katılmak ve çağrıya icabet etmekle
gerçekleşir. Ezana katılmak yani müezzinin okuduğu ezan cümlelerini aynen
tekrar etmek peygamberimizin emridir: “Ezanı duyduğunuz zaman siz de
müezzinin dediğini söyleyiniz.” (Müslim, Salât, 10) Hadiste geçen “söyleyin”
emrini yerine getirmenin farz veya sünnet oluşu konusunda müçtehitler
ihtilâf etmişlerdir. Hanefî bilginler ile bir grup Malikî bilgine göre emir,
vücup içindir, yani farzdır. Şafiî ve Hanbelî fakihleri ile bir grup Malikî
fakihe göre emir nedp içindir yani sünnettir. Emrin hükmü, ister farz olsun
ister sünnet olsun, ezanı duyan her Müslüman namaz kılma gibi bir mazereti
yoksa müezzine katılır ve ezanın bitiminde ezan duasını okur. Dolayısıyla
ezan okunurken Kur’an okunmaz, vaaz edilmez, selâm verilip alınmaz,
konuşulmaz, müzik çalınmaz. Özellikle camilerde vaizlerin; cemaatin ezana
katılmalarına fırsat vermek ve kendileri de ezana katılarak örnek olmak için
ezan başlamadan vaaza son vermeleri, ezan okunurken vaaz etmemeleri,
imam-hatiplerin de aynı şekilde okudukları Kur’an’a ezan başlamadan önce son
vermeleri gerekir. Bu, ezana saygının, peygamberin sünnetine uymanın
gereğidir. Bu hassasiyeti göstermemek, ezana saygıyı ihlâl eder. Bütün
Müslümanların özellikle cami görevlilerinin ezana saygı gösterilmesini
sağlamak için gereken titizliği göstermeleri gerekir. Bunun için
müezzinlerin ezanı çok güzel bir eda ile okumaları, ses cihazının ayarını
çok iyi yapmaları; vaizlerin de vaazı ezan başlamadan sonlandırıp cemaatin
ezana katılmalarına fırsat vermeleri gerekir. Ezan okunurken vaaz yapılması
hiç uygun olmamaktadır.
Bazı camilerde
müezzinler, müezzinlik görevini icra ederken ses cihazını gereğinden fazla
açmakta ve gerçekten yüksek ses, insanları rahatsız etmektedir. Bu konuda
gereken hassasiyet gösterilmelidir.
3. Namazın kılınışı:
Camilerde namazın kılınışı ile ilgili bazı hatalar yapılmaktadır. Bunlardan
bir kısmı şunlardır:
a) Tadil-i erkân
Tadil-i erkân, namazın
her bir rüknünü yerli yerinde ve peygamberimizin öğrettiği şekilde
yapmaktır. Tadil-i erkân şu şekilde yerine getirilir:
- Ayakta dimdik durmak,
sağa ve sola meyletmemek,
- Rükûda sırt ve baş düz
bir satıh oluşturacak şekilde eğilip en az üç defa sübhâne Rabbiye’l-azîm
diyecek kadar beklemek (tuma'nîne),
- Rükûdan doğrulup,
secdeye varmadan önce sübhâne Rabbiye’l-azîm diyecek kadar kıyam vaziyetinde
kalmak (kavme),
- Secdede en az üç defa
sübhâne Rabbiye’l-a’lâ diyecek kadar kalmak,
- İki secde arasında
sübhâne Rabbiye’l-a’lâ diyecek kadar beklemek (celse).
Tadil-i erkân, Hanefî
mezhebinden Ebu Yusuf’a ve diğer üç mezhebe göre farz; Ebu Hanîfe ve İmam
Muhammed'e göre ise vaciptir. Bazı cemaat, özellikle kavme ve celseyi yerine
getirmeden namaz kılmakta, dolayısıyla tadil-i erkâna uymamaktadır.
Mazeretsiz tadil-i erkâna uyulmaması halinde namazın iadesi gerekir.
Peygamberimiz tadil-i erkâna uymadan namaz kılan bir sahabîye namazı yeniden
kıldırmıştır. (Müslim, Salât, 45) Bu itibarla namazın rükünlerine ve
özellikle tadil-i erkâna özen gösterilmesi, görevlilerin cemaati bu konuda
uyarması gerekir.
b) Kıyamda iki ayak arasındaki mesafe
Bazı cemaat kıyamda iken
iki ayak arasındaki mesafeyi çok geniş tutmaktadır. Hâlbuki kıyamda iken
ayakların arasını Hanefilere göre “dört parmak”, Şafiîlere göre “bir karış”
kadar açık bulundurmak sünnettir. Bu sünnete riayet edilmelidir.
c) Secdede ayakların konumu
Dikkat edilmesi gereken
diğer bir husus da secdede ayak parmaklarının kıbleye çevrilmesidir. Bazı
cemaat secde halinde iken, ayak parmaklarının üst kısmını yere koymaktadır.
Hâlbuki peygamberimiz secdede iken ayak parmaklarının kıbleye çevrilmesini
emretmiş (Müslim, Salât, 229) ve “Yedi kemik (uzuv) üzerine secde etmekle
emrolundum. (Bunlar); alın (eli ile burnuna işaret etti), eller, dizler ve
ayak uçlarıdır.” buyurmuştur. (Müslim, Salât, 230) Dolayısıyla secdede
eller, dizler ve ayak parmakları kıbleye yönelmeli, özellikle iki ayağın
parmakları kıbleye çevrik ve yerle temas hâlinde tutulmalı ve yerden
kaldırılmamalıdır. Bu uygulama secdenin geçerli olmasının şartıdır. Ayağın
üstünün secde için yere konulması yeterli olmaz, çünkü ayağın ve parmakların
üst kısmı secde organı değildir. (Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, s.
226; İslâm Mecmuası Yayınları, İstanbul, 1986; İlmihal, I, 247, TDV
Yayınları, Ankara, 2004)
d) Oturuşlarda ayakların konumu
Bazı cemaat oturuşlarda
sağ ayağın parmaklarını kıbleye çevirip dikmemektedir. Hâlbuki erkeklerin
sol ayaklarını yere yayıp üzerine oturmaları ve sağ ayak parmaklarını
kıbleye gelecek şekilde dikmeleri sünnettir. Bu sünnete riayet edilmelidir.
e) Kıraat
Bazı cemaat, kıraati
yanındaki duyacak kadar sesli okumaktadır. Hâlbuki tek başına namaz kılarken
öğle ve ikindi namazları ile gündüz kılınan nafile namazlarda gizli/sessiz
okumak vaciptir. Vacip bilerek terk edilirse namazın iadesi, hata ile terk
edilse “sehiv/yanılma secdesi” gerekir. Gizli okumanın ölçüsü, sadece
kişinin kendisinin duyabileceği kadar kısık bir sesle okumaktır. Sabah,
akşam ve yatsı namazları ile gece kılacağı nafile namazlarda kişi
serbesttir; isterse sesli, isterse kendi duyacağı bir sesle okuyabilir.
Ancak camide bu uygun değildir, çünkü yanındaki namaz kılanı rahatsız eder,
namazda kıraatini zorlaştırır.
f) Hasta ve engellilerin namazı
Son zamanlarda camilerde
tabure ve sandalyeler çoğalmaya başladı. Bir Müslüman bir hastalığı veya bir
engeli sebebiyle namazını ayakta kılamıyorsa oturduğu yerden kılar, oturduğu
yerden de kılamıyorsa yatarak ima ile kılar. Ayaklarını kıbleye uzatarak
veya istediği bir şekilde oturup namazını kılabiliyorsa tabure veya
sandalyede namaz kılamaz. Engeli ve özrü nedeniyle hiçbir şekilde oturması
mümkün değilse o zaman sandalyede kılınabilir. (bk. Buhârî, Taksir, 19; Ebû
Dâvûd, Salât, 179)
4. Temizlik
Camiye giderken temiz
giysiler giymek, sarımsak, ter, çorap, sigara ve benzeri kötü kokulardan
temizlenmiş olmak cami adabının gereğidir. A’râf suresinin camiye temiz ve
güzel elbise ile gidilmesini emreden 31. ayeti ile sarımsak-soğan gibi
kokulu bir şey yiyen kimsenin camiye gelmemesi ile ilgili hadisler (Müslim,
Mesâcid, 72) bu adabın gereğini ifade etmektedir. Peygamberimiz camilerin
temiz tutulmasını ve bakılmasını emretmiştir. (Tirmizî, Cuma, 65; Ahmed, VI,
279) Yeryüzünün cennet bahçeleri olan camilerin (Tirmizî, Deavât, 82) içi,
dışı ve çevresinin temizliği, bakımı, düzeni, bahçesinin çiçeklendirilip
ağaçlandırılması, şadırvanı ve tuvaletlerinin bakım ve temizliği kadar
camiye gelenlerin; giysilerinin ve çoraplarının temiz olması ve pis koku
bulunmaması da önemlidir. Özellikle çorap temizliğine azamı dikkat etmek
gerekir. Kirli çoraplar halıları kirlettiği ve kötü koku oluşmasına sebep
olduğu gibi bu yüzden bir kısım cemaatin camiden uzaklaşmasına da sebep
olmaktadır. Çünkü halılar görünüşte temiz olsa da hijyen sağlanamamakta,
halılara çorap-ayak kokusu sinmektedir. Bazı cemaat camiye yalın ayak
gelmektedir. Bu da doğru değildir. Çıplak ve özellikle ıslak ayaklar varsa
halılara mantar mikrobunun bulaşmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple camiye
mutlaka temiz çoraplarla gelinmelidir. Ter kokusu ve sigara kokusu ile
camiye gelinmesi de doğru değildir. Çünkü ter ve sigara kokusu camide
insanları rahatsız etmektedir.
Eskiden cami halıları
birkaç yılda bir yıkanırdı. Son yıllarda camiler tek tip halı ile döşenmeye
başlandı. Bu halılar süpürülüp temizlense bile yıkanamadığı için hijyenik
olmamaktadır. Sağlık ve temizlik açısından camileri bir bütün olarak
kaplayan halılar yerine yıkanabilir halılar ile döşemek daha iyidir.
5. Levhalar
Bazı camilerin iç
duvarlarına pek çok levha takılmış, camiler âdeta bir sergi salonu haline
getirilmiştir. Bu doğru değildir, camilerin sade olması esastır, sadece
Allah, Muhammed ve cihar-ı yâri güzinin isimleri yazılı levhalar
takılabilir, aşırılıktan kaçınmak gerekir. Camilerin kıble duvarlarına saat
takılması, çalar saat bulunması da namazın huşuunu ihlâl etmektedir. Onun
için camilerde çalar saat bulundurulmamalı, pilli veya kurmalı saatler yan
duvarlara takılmalıdır.
6. Cep telefonları
Cep telefonları camilere
teknolojinin getirdiği bir sıkıntıdır. Telefonunu açık tutan bir kısım
cemaatin telefonu çalmakta, namaz kılanları rahatsız etmekte ve namazın
huşuunu ihlâl etmektedir. Telefonları kapatmasak bile mutlaka sessizse
almalı ve bunu bir görev bilmeliyiz. Unutulur da telefon çalarsa “amel-i
kesir” olmayacak şekilde bir tek eylemle telefon kapatılabilir. Bu şekildeki
bir hareket mekruh olur ancak namazı bozmaz, “amel-i kesir” olursa namaz
bozulur.
7. Çocuklar
Bazı cemaat camiye gelen
çocukları azarlamaktadır. Bu kesinlikle doğru bir davranış değildir.
Azarlamak bir yana çocukları sevmek, takdir ve teşvik etmek gerekir.
Çocuklar camilere gelmeli ve cemaate alışmalı ki ileride camiler cemaatsiz
kalmasın.
II. Allah’tan Başka Kimseye Kulluk Edilmemelidir
Mekkeli müşrikler, hem
Allah’a hem de elleriyle yaptıkları ve ilah dedikleri putlara; Yahudi ve
Hristiyan ise Üzeyir ve İsa Peygamberi ilâh kabul edip Allah ile birlikte
bunlara da kulluk ediyorlardı. Yüce Allah, bu ayetle Müslümanları uyardı ve
sadece Allah’a kulluk etmelerini, hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi O’na ortak
koşmamalarını emretti. Ayetteki “lâ ted’û” dua etmeyin, yalvarmayın, yardım
istemeyin, ibadet etmeyin, kullukta bulunmayın demektir.
Sonuç olarak; “Şüphesiz
mescitler, Allah’ındır. O halde, Allah’ın yanında hiç kimseye kulluk
etmeyin” anlamındaki ayet; secdelerin ve her türlü ibadetin Allah için
yapılması, secde mekânlarının ve secde uzuvlarının Allah’ın emri
istikametinde kullanılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu itibarla namazı,
namazın zirvesi olan secdeyi ve diğer ibadetleri Allah için ve peygamberin
öğrettiği şekilde yerine getirmek, ibadet mekânlarında Peygamberin
belirlediği kurallara uymak dinî bir görevdir.
Not: Bu
yazı, Diyanet Aylık Dergi Ekim 2008 sayısında yayınlanmıştır.